*GÖNÜLDEN SATIRLAR..*

Audici


Powered by Audici
Image Hosted by ImageShack.us

ALLAH SEVGİSİ

Image Hosted by ImageShack.us
Sevgi, Allah'ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir. Her insan hayatı boyunca çok sevdiği, güvendiği, yakın hissettiği kişilerle birlikte olmak ister. Allah'ın verdiği nimetlerin birçoğu, asıl değerini, gerçek sevgilerin ve dostlukların yaşandığı ortamlarda bulur. Örneğin, gördüğü güzel bir manzaradan zevk alan bir insan, duyduğu heyecanı sevdiği biriyle paylaşmak ister. Aynı şekilde en muhteşem ziyafet sofrası ya da en güzel, en şatafatlı ev bile, tek başınayken bir insana çok fazla çekici gelmeyebilir. Çünkü Allah insan fıtratını, sevmekten ve sevilmekten zevk alacak, dostluktan ve yakınlıktan hoşlanacak şekilde yaratmıştır. Kuran ahlakını yaşayan insanlarla birarada olmak, onlarla dostluğu ve sevgiyi yaşamak ise, iman eden bir insana birçok nimetten çok daha fazla zevk verir.

Bu nedenle Allah'ın sevdiği ve hoşnut olduğu kullarına vadettiği cennet, gerçek sevginin, dostluğun ve yakınlığın sonsuza kadar büyük bir coşku ile yaşanacağı olağanüstü güzellikte bir yerdir. Allah'ın Kuran'da cennet hayatına dair verdiği haberlerde hep neşe, arkadaşlık, sevgi, muhabbet, güzel söz ve huzurdan bahsedilmektedir. Sevgi ve dostluğu engelleyecek herşey cennetteki insanlardan uzak tutulmuştur. Örneğin Allah bir ayetinde cennete girecek olan müminlerin kalbinden kinden ne varsa alındığını bildirmiştir. (Araf Suresi, 43) Kıskançlık, düşmanlık, rekabet, öfke, darılma, alınma gibi sevgiyi ve dostluğu engelleyen bütün kötü özellikler cennetin dışında kalacaktır.

Cennette yaşayacak olan Müslümanların önemli özelliklerinden biri, onların dünya hayatındayken de, tüm peygamberleri, Allah'a iman eden, çaba gösteren her salih insanı ve geçmişte yaşamış bütün Müslümanları çok sevmeleridir. İman edenler Allah'ın rızasını kazanmak için çaba gösteren tüm salih müminlere yakınlık duyar, onları kendilerine yakın birer dost ve veli edinirler. Her koşulda ve kayıtsız şartsız onlarla birlikte olmaktan büyük zevk alırlar; bütün Müslümanlara vefa ile bağlıdırlar. Allah, müminlerin kalplerindeki imanlarından, Allah korkularından kaynaklanan bu güzel sevgiye ve Rabbimiz'e olan içten bağlılıklarına karşılık, onları sevginin ve sadakatin en güzel mekanı olan cennetle ödüllendirecektir.

Müminlerin kalplerindeki sevginin asıl kaynağı ise Allah'a olan derin sevgileridir. Müminler, Allah'ı çok severler ve hayatlarının her anında Allah'ın sevgisini ve rızasını kazanmak için ciddi bir çaba gösterirler.

Allah, tüm insanları yoktan var etmiştir. İnsan bir hiçlikken Allah'ın rahmeti sayesinde bir can sahibi olmuştur. Kullarını bu dünyada barındıran, çeşit çeşit yiyecekler, meyveler sunan, binbir türlü çiçekle, sevimli hayvanlarla bize zevk verecek manzaralar yaratan, güneşten suya, havadan vitaminlere kadar ihtiyacımız olan herşeyi kusursuzca var eden, uzayın boşluğunda binlerce kilometre hızla yol alan dünyayı her an güvenlik içinde tutan, Rahman, Rahim ve sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz'dir. Allah'ın üzerindeki nimetlerini, O'nun herşeye güç yetiren ve tüm evrenin tek hakimi olduğunu, herşeyi en güzel ve hayırlı şekliyle yarattığını düşünen her müminin Allah'a olan sevgisi daha da güçlenir. Allah'ı seven ve Allah'tan korkan bir insan, O'nun sınırlarını büyük bir şevk ve istekle korur; Allah'ın her emrini kusursuzca yerine getirmek için büyük bir titizlik gösterir, Allah'ın hoşnutluğunu, sevgisini, rahmetini ve cennetini kazanmak için hayatı boyunca bütün gücüyle çalışır.

Allah'ı çok seven, Allah'tan korkan, O'nun kendisinden hoşnut olması için samimi bir gayret gösteren her mümin, dünyaya güzellik kazandıran hayırlı insanlardandır. Allah'ı seven insan, Allah'ın yarattıklarını da sever, onlara karşı şefkat ve merhamet duyar, onları korumak, onlara hayır ve güzellik getirmek ister. Dünyanın en hayırlı, en üstün ahlaklı insanlarından olan Allah'ın elçileri de, çevrelerindeki insanları sevgiye ve yakınlığa davet etmişlerdir:

İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına şu şekilde müjde vermektedir.

De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği artırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23)

İnsanların bir kısmı Kuran ahlakını bilmedikleri, Allah'ı gerektiği gibi tanıyıp takdir edemedikleri için sevgiden ve dostluktan mahrum kalarak, can yakan, yarı azap içinde bir hayat sürmektedirler. Bu insanlar arasında en görkemli görünen hayatı yaşayanlar bile, aslında gerçek mutluluğu ve huzuru bulamamaktadırlar. İmanı yaşamayan bu insanlar için sevgisiz, dostsuz ve yalnız yaşanan bir hayatın hiçbir anı zevkli ve güzel değildir. Allah, sevgisizliği iman etmeyenlere dünyada ve ahirette nankörlüklerinin ve iman etmemelerinin bir karşılığı olarak vermektedir. Bu insanlar ne gerçek anlamda severler ne de sevilirler. Allah'a ortak koşarak yaşadıkları sevgi ise gerçek sevgi değildir ve onlara daima karamsarlık, mutsuzluk ve acı getirir.

Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi yalnızlık ve dostsuzluk cehenneme ait bir özelliktir:

Çünkü, o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu. Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı. Bundan dolayı bugün, kendisine hiçbir sıcak dost yoktur. (Hakka Suresi, 33-35)

20/10/2009 | Kategori: islam | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Abdulkadir Geylâni hz. Öğütler


GAVS-I ÂZAM HAZRETİ PÎR
ABDULKADİR GEYLÂNÎ
Kaddesallahu Sırrahu

Sakın yaptığın işlerde ve bulduğun manevi halde kendi gücünü görmeyesin. Bu hal kişiyi azdırır ve YARATAN’ın rahmet nazarından uzak kılar. Sakın sözünü dinletme ve kabul ettirme hevesine de kapılmayasın. Önce temeli at sonra üzerine binayı çık. Kalbini derin kaz ki oradan hikmet pınarları fışkırsın, sonra ihlas ve iyi işlerle o binayı yükselt. Bu işlerden sonra halkı o köşke davet et.

  

Başkasında bulunan bir hatayı defetmek istersen nefsinle yapma, imanınla yap. Kötülükleri ancak İMAN yıkar. Bu durumda RABB’in sana işlerinde yardımcı olur. O kötülüğü yok etmek için arkadaş olur, O kötülüğü ezer ortadan kaldırır. Eğer bir kötülüğü nefsin için, halkın seni tanıması için ortadan kaldırmaya niyet edersen rezil olursun. Her işte HAKK’ın rızası aranmalıdır.

  

İSLAM gömleğin yırtık, İMAN elbisen pis, kalbin cahil, için kederle dolu. Gönlün İSLAMİYET’e açık değil. İç alemin harap, dışın mamur, bütün sayfaların günah karası. Sevdiğin ve arzuladığın yalnızca dünya.

Kabir kapısı açık ve ahiret sana doğru gelmekte. En kısa zamanda aklını başına topla, yalnız dünya azığı toplamaktan vazgeç de ahiret azığını toplamakta acele et...

Sabırlı kulların bu dünyada çektiği cefa, Yüce Allah’ın (C.C) gözünden kaçmaz. Siz bir an olsun O’nun uğruna sabır yolunu tutun, yıllarca ecrini alırsınız. Ömrü boyunca “Kahraman” lakâbıyla gezen, onu bir anlık cesareti sonunda kazanmıştır.

  

Ey evlad, önce nefsine öğüt ver, onu yola getir, sonra da başkalarını... Senin henüz ıslaha muhtaç hallerin var, bunu sen de biliyorsun. Bunu bildiğin halde başkalarının islâhı ile uğraşma yolunda nasıl başarılı olabilirsin? Gözlerin bir adım öteyi görmüyorken körleri neyle yola getirme sevdasındasın?

  

Size gereken, Yüce Yaratanı sevmek ve O’ndan başka kimseden korkmamaktır. Ve bütün işleri onun rızasını gözeterek yapmak... Bunlar “Kalp” le olur, dil gürültüsüne getirip söze boğmakla olmaz. Sonra mihenk taşına vurulunca utanırsın. Kuru davaya kimse inanmaz. Halk arasında söylediğin sözleri yalnız kaldığında söylüyormusun?... Aynı duyguları tek başına kaldığın zaman da duyman mümkün oluyor mu?... İşte bunları yapabiliyorsan mesele yok... Kapı önünde “TEVHİD”, içeriye girince “ŞİRK”, yakışır mı? Bu, nifak, ikiyüzlülük alametidir, içi bozuk olmanın ta kendisidir. Acırım sana, sözün kötülükten sakınma hakkında, kalbin ise fitne çıkarmaya istekli. Şükrü dilinden bırakmıyorsun, ama kalbin daima itiraz halinde.

  

Geliniz aşırı, uygun olmayan arzularımızı bir yana atıp YARATANIMIZA koşalım. Bu yolda biraz perişanlık çekelim. Ne olur sanki biraz zahmet çeksek? O’na vardıktan sonra bütün çekilen sıkıntılar unutulur. İçimize ve dışımıza hükmeden nefsimizi HAK yoluna çevirelim, Rabbimizin Elçisine, Sevgilisine başvuralım, O’nun eteğini bırakmayalım.

  

Bütün amacın yemek, içmek ve arzularının tatmini olmasın. Bunların hepsi amaç değil, Yüce ALLAH’a (C.C.) ulaşmak için birer araçtır. Bütün hedefin sana en çok gerekli olana ulaşmak olmalı. Sana en gerekli olan ise YARATAN’ındır. O’nu ara. Her şeyin bir bedeli olur. Dünyaya AHİRET, yaratılmışlara ise bedel YARATAN’dır. Dünyayı kalbinden atarsan yerini HAK alır.

Yaşadığın günü ömrünün son günü bil, işlerini ona göre ayarla. Bu duygu sana yeter.

  

“ALLAH’tan (C.C) başka ilah yoktur,” dediğinde bir “DAVA” peşine düştün demektir. Her davada şahit isterler, şahidi olmayan davasını kaybeder. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü sıkıntıya göğüs gerip, sabır göstermek de birer şahid sayılır. Bunları yaparken İHLAS’lı olmak gerekir.

  

Hiçbir söz amelsiz ve ihlassız kabul edilmez. Kainatın Efendisinin (S.A.V) yolu İHLAS’tan ibarettir.

  

Dünyalık toplarken dikkatli ol. Gece odun toplayan gibi olma. Elini uzattığında neyi alacağını önceden kestirmelisin.

Gece odun toplayan eline geçeceğini bilemez, seni de ona benzetiyorum. Ayık ol, sonra felaket büyük olur.

  

HAK’la çekişme, nefsin için O’nu kötüleme, malın azaldı diye O’nu itham etme, insanlar sana yüz vermiyor diye O’nu suçlama. Suçu kendinde ara. Her işin kendi keyfine uygun olmasını istiyorsun, en büyük hüküm senin mi yoksa O’nun mu? Sen mi fazla biliyorsun yoksa O’ mu? Merhametin O’nunkinden fazla mı?

Sen ve bütün yaratıklar O’nun kuludur. Her şeyde yalnız O’nun hükmü geçer bunu sakın unutma.

  

YARATAN’ın rızasına erme yolunda yapmacık hareketler fayda getirmez, bu yolda yersiz arzu ve boş temenni ile yürünmez. Hele içi başka dışı başka birinin eline hiçbir şey geçmez. Bir de yalancılık ortaya çıkarsa felaket o zaman başlar. Eğer bu hallerin azı sende varsa hemen tevbe et ve tevbeni bozma. Tevbe etmekten ziyade, tevbeyi bozmamak esas hünerdir.

  

Böbürlenmeyi bırakın, Yüce ALLAH’a (C.C) karşı büyüklük satmakta neymiş? Kullara da kibirli davranmayın, haddinizi bilin. Varlığınıza tevazuyu yerleştirin. Önceden ne olduğunuzu düşünün; bir damla su.

Sonrası ne olacak malum...Bir hendeğe yuvarlanacak bir ağırlık. Hali böyle olana büyüklük taslamak yaraşır mı?

Hırsa kapılmayın, kötü arzular sizi esir etmesin. Dünyalık adamların kapısını aşındırmayın. Ezilip büzülerek onlardan dünyalık dilenmek size yakışmaz, sabırla doğru yoldan nasibini arasan daha iyi olmaz mı? Ya bir de yaptığın dilenciliğin sonu boşa çıkarsa... Sevgili Peygamberimizin (S.A.V) “En büyük belâ, nasibte olmayanı aramaktır,” buyruğunu hiç duymadın mı? Nasibte olmayanı kullar hiçbir zaman veremez. Dünya oğullarının buna hiçbir zaman gücü yetmez.

  

Ey ilim iddiasında bulunan, hani ağlaman? Yüce ALLAH’ın (C.C) korkusundan gözlerin yaşarıyor mu? O’ndan korkman ve günahları itirafın nerede? Nefsinle cenk etmek ve onu terbiye etmek yok mu? O’nu HAK tarafına çağırman nerede?

Bunların hiçbiri sende yok. Bütün derdin kasa, masa, yemek ve eğlenmek. Aklını başına al. Dünyadaki nimetlerden sana gelecek bir kısmetin varsa gelir, üzülme içini ferah tut. Bekleme yükünden kurtulursun, hırsın ağırlığı seni yormaz. Eğer bu şekilde davranmazsan, bütün bu uğraşmalarından sana ne kalacak dersin? Sadece bir yorgunluk ve ağır bir hesap...

  

Doğruluk olmadan bilginin sana ne yararı dokunur? Doğruluğun olmadığı için bilgi sana bela olur. Öğrendin, namaz kıldın, oruç tuttun sebebi sana mal versinler, iyiliğini görsünler, seni öğsünler oldu. Sana yakışır mı bu düşünceler?

Farzet ki halkın sana ilgisi arttı, bunun ölüm anındaki sıkıntıya faydası olur mu acaba? Seni sevenlerle aranda uçurumlar olacak o anda. Topladığın malları başkaları paylaşacak, hesabı ve cezası da sana kalacak.

  

Yazık sana! Cehennemlik işleri yaparken cenneti umuyorsun. Geçici şeylerle avunuyor onları seviyor ve senin sanıyorsun. Ama yakında elinden alacaklar.

Yaratan hayatı sana emanet olarak verdi, O’nun rızası yolunda yaşamanı emretti. Sen ise kendi isteğin, heveslerinin peşinde hayatını tükettin. Sana verilen zenginlik, makam, sıhhat birer emanettir. Bütün bunları YARATICININ rızasına uygun yolda kullan.

  

Ey evlad, ana rahminde seni kim besledi. O halde iken ne kadar acizdin, bu hale seni getiren kim? Sen ise kendi varlığına ve halka dayanmaktasın, parana, mevkine, bilgine güveniyorsun. Güvendiklerin bugün var yarın yok olabilirler. Yüce ALLAH’tan (C.C) başka her kime güveniyor veya kimden korkuyorsan o senin ilahındır. Yakında bütün güvendiklerin yok olur kullarla aran açılır, sana karşı kalpleri katılaşır, kapıları yüzüne vururlar seni kapı kapı dolaştırırlar. Çağırsan yardımına koşan olmaz.

Bütün bunlara sebeb Hak’tan başkasına güvenmiş olman, O’nun nimetlerini başkalarından bilmiş olmandır.

  

Yüce ALLAH’ın (C.C) dininde olmayan şeyleri yapmaya çalışma. Elinde iki şahit olsun; biri KUTSAL KİTABIMIZ, diğeri SÜNNET-İ RESULALLAH. Bunlar seni RABBİNE ulaştırır. Ama sen bu şahitleri bırakıp nefsinin peşinden gitmeye devam ediyorsun. Elinde iki şahidin var; biri zayıf aklın, diğeri de şahsi arzun. Şüphesiz bunlar seni ateşe iter. Firavun gibilerin arasına katar.

  

Ey içi bozuk, yakında öleceksin, öldükten sonra yaptıklarına çok pişman olacaksın ama çok geç...Dilin güzel söze alıştığı için konuştu ve aldandı, ama kalbin hiçbir şeyden anlamaz bir halde. Bu durum seni kurtarmaz. Güzel konuşmayı kalb yapmalı, yalnızca dilin iyi söz söylemesi faydasızdır.

Ey ALLAH (C.C) yolcularını bulamayan; varlığını ve yaratılmışları HAK varlığına perde eden kişi; ağla, başkasına bir ağlarsan kendine bin defa ağla.

  

Rabbimiz!

Alan değil, veren ellerin

Affedici olduğu için affedilenlerin

Hak ile doğan, Hak ile yaşayan, Hak ile ölenlerin

Ve sonsuz hayatta yeniden doğanların safına

katılmayı bizlere nasip et!..

Âmin!..

16/10/2009 | Kategori: islam | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Her kulun gönlünde bir sevdası vardır.


"Ehli dünya dünyada
Ehli ukba ukbada
Her biri bir sevdada
Bana Allahım gerek... "
Her kulun gönlünde bir sevdası vardır. Sevda ise kişinin kimliğidir...
Hazreti Mevlana da bu gerçeği şu dizelerde dile getirmiştir; “Can konağını aramadaysan cansın; bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin. Şu nükteyi biliyorsan işi biliyorsun demektir:

Neyi arıyorsan O’sun sen.”
İnsanoğlu kendine ayrılan ömür süresini; sevdası dolayısıyla o yönde arayışı ile şekillendirir. Niyetini gayretini hep o yönde sarf eder. Allah’ın uyanış ve hidayet nasip ettikleri dışında kalanlar ömürlerini bu yolda bitirir ve yüce divana;

 içinden çıkamayacakları bir hesapla giderler...
Sevdası Allah olan öyle kutlu kimseler de var ki; onlar her işlerini sadece Allah’ın rızası istikametinde yönlendirirler. Sosyal yaşantısını O’nun istekleri;

haram yada helalleri üzerine bina ederler.

Bu sayede de Allah’ın sevdasına erişirler…
Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a) şöyle demiştir:

 “Allah için sev Allah için buğz et Allah için dost ol ve yine O’nun için düşman ol.

Çünkü Allah’ın dostluğuna ancak bu şekilde erişilir”

(Y. Kandehlevî Hadislerle Müslümanlık III 1123).
Mü'min olanların çoktur cefası
Ahirette çıkar zevkü sefası
Her nimet mutlak manada külfeti gerektirir. Sevda da bir nimet olduğuna göre

ona ulaşmak için bir gayret gerektirecektir.

Kulların Allah’ı sevdiğini iddia edip de kuralsız ve

ibadetsiz yaşamayı tercih etmeleri külfetsiz nimete erişebilecekleri

iddiasında bulunanların durumuna benzemektedir.
Allah’ı sevdiği iddiasında bulunanların sevdası ise O sevda yolundaki gayeti ile orantılıdır. Allah sevgisine ancak O’nun emirlerine uymak ve Peygamberi’nin yolundan gitmekle ulaşılabileceği Kur’an da şöylece haber verilmiştir.
Allah Teâlâ; “(Resûlüm) De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur’dur Rahim’dir.”

(Alû İmran 3/31)
Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav)Efendimiz

Allah için sevenler hakkında da şu müjdeyi vermiştir;
“Âllah Teâlâ kıyamet gününde “Benim için birbirlerini sevenler nerede?

Onları gölgemden başka gölge bulunmayan

bir günde Arşın gölgesinde gölgelendireceğim” buyurur ...

(Müslim Birr ve Sıla 161).
Bu bilgiler ışığında yarın huzur-u mahşerde yalancı durumuna düşmemek için

herkesin kendi sevdasını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.
Selam olsun gerçek sevda sahiplerine…

 

14/10/2009 | Kategori: makale | Yorum (yok) Yorum yaz! |

Dünyaya düşkün kimse, muradına kavuşamaz.


Şüphesiz ki dünya, geçip gidilecek bir konaktır.
Ebedî kalacak yer değildir. Dünyada zenginlik ona dalmamaktır. Üzerinde yaşayanlar her an birer birer ölmektedir. Onu üstün tutan zillete...
 Onu toplayan fakirliğe düşer.
Dünya zehir gibidir. Onu bilmeyen yer, o da onu helâk eder, öldürür.
Dünyada, yaralı olup da yarasını tedavi ile uğraşan kimse gibi ol. Yaralı kimse yarasının azmasından korkarak perhiz yapar, daha şiddetli acıya düşmemek için çektiği acıya sabreder.
 Tuzakları süsler altında gizlenmiş olan şu gaflet dünyasından sakın. Ona dalma!
Bitmeyen arzularla, gönüller çeken sözlerle süslenmiş, nicelerini aldatıp, kendine meftun etmiştir.

Süslenmiş gelin gibidir. Gözler ona bakmakta, kalpler ona hayran, nefisler ona âşık, o ise âşıklarını helâk ediyor. Yaşayanlar ölenlerden, sonrakiler öncekilerden ibret almıyor.
Arif olanlar bile bu hususta dalgındır. Ona düşkün olan, ondan dünyalık elde eder. Fakat aşırı giden aldanır, âhirete gideceğini, dönüşünü unutur. Kalbi dünyaya dalar ve ayağı kayar. Sonra da büyük bir pişmanlığa ve derin bir hasrete düşer.

* * *
Dünyaya düşkün kimse, muradına kavuşamaz. Bir gün olsun rahat nefes alamaz. Her gün, ayrı bir düşünce, keder getirir. Derken dünyaya o kadar dalar, ömür biter de ecel bir gün onu yakalayıverir. Sonunda, azıksız âhiret yolculuğuna çıkmak zorunda kalır. İşte böyle duruma düşmekten sakın.

* * *
Dünyadan kendinizi muhafaza edebildiğiniz müddetçe, sevinçli ol. Yoksa ne kadar üzülseniz yeridir. Dünya kimi sevindirirse, sonunda mutlaka beğenilmeyen bir şey vardır.
Dünyada sevinen aldanmıştır. Bugün faydalı görünen dünya, yarın zarar verir. Dünyada, ümit, belâ beraberdir. Dünyada kalmanın sonu yok olmaya gider. Onun sevinci hüzün ile karışıktır. Dünyada ne geleceği belli olmaz ki, beklenip tedbir alınsın. Dünyadaki arzular, yalancıdır.
Emelleri boştur. Onun iyiliği kederdir. Eğer iyi düşünürse, Âdemoğlu, onda her an tehlike ile karşı karşıyadır. İnsan, rahatlık hâlinde de, musibet zamanında da, tehlikeli durumlara düşmemeye gayret göstermelidir. İnsana öleceğini Allah–ü Teâlâ ve peygamberleri aleyhimüsselâm, bildirmemiş olsa bile, dünya onu uykudan mutlaka uyaracaktır. Bununla beraber, yine Allah–ü Teâlâ'dan azâb ile korkutan, cennet ile müjdeleyen rehberler geldi. Allah–ü Teâlâ'nın indinde dünyanın zerre kadar kıymeti yoktur.

Resûlullah efendimize dünya hazineleri arz olundu da, O kabul etmedi. Verilmiş olsaydı bile, Allah–ü Teâlâ'nın nezdindekinden sivrisinek kanadı kadar bir şey eksilmezdi. Dünya, imtihan için sâlih ve ibadet edenlerden alındı. Aldatmak için de, Allah–ü Teâlâ'nın düşmanlarına verildi. Dünya verilerek aldatılanlar, dünyayı elde etmekle, ele geçirmekle, kendilerine ikram edildiğini zannederler. Allah–ü Teâlâ'nın, Musa aleyhisselâma şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Zenginliğin geldiğini gördüğün zaman, bu cezası çabuklaştırılmış bir günah de, fakirliğin geldiğini görürsen, hoş geldin ey sâlihlerin şiarı, alâmeti de, istersen rahatlık sahibini öv."

* * *
"Kalbin bozulması altı şeydendir:
1–Allah–ü Teâlâ'nın rahmetini umarak, tövbeyi terk etmek,
2–İlmi ile amel etmemek,
3–Amelinde ihlâs sahibi olmamak,
4–Allah–ü Teâlâ'nın ihsan buyurduğu rızkı yiyip, şükür etmemek,
5–Allah–ü Teâlâ'nın taksimine râzı olmamak,
6–Vefat edenleri kabrine defnedip, onlardan ibret almamak.

* * *
Resûl–i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki:
"Kabir, âhiret konaklarının ilkidir. Ondan kurtulana, ondan sonrası daha hafif ve kolay, ondan kurtulamayana, ondan sonrası daha zor ve çetindir."
"Allah–ü Teâlâ'ya ve kullarına karşı edepli olmayan kimsenin ilmine itibar edilmez. Belâ ve musibetlere, insanlardan gelen sıkıntılara günahlardan sakınıp, farzları yerine getirmeyenin dindarlığı muteber değildir. Haramlardan ve şüphelilerden sakınmayanın Allah–ü Teâlâ katında bir mertebesi ve yakınlığı yoktur."

Allah yazıları hareketli besmele dini resimler la ilahe illAllah gifleri dini şekilli avatarlar

14/10/2009 | Kategori: islam | Yorum (yok) Yorum yaz! |

inanmak Yada inanmamak


*******İnsanların iman etmemeye; yani inanmamaya niyeti olunca, bin dereden su getirerek; anlamsız pek çok bahaneler bularak gerçekleri inkâr edip, yalanlarla, iftiralarla, çarpıtmalarla ve bazı kuruntularla dolu açıklamalarda bulunmaya çalışarak kendilerini yalanlarına inanmaya zorlarlar!

*******Ve bu anlamda başarıya ulaşıp kendi yalanlarına kendileri de inanmaya başlarlar!

*******İnanmakla inanmamak bakış açısına ve niyete göre değişir! Kâinat sizin aynanız gibidir orada kendinizi görürsünüz! İnananlar, inanmaya niyeti olanlar kâinatı faklı görecek! İnanmayanlar, inanmaya niyeti olmayanlar daha farklı göreceklerdir!


*******Ki bazı insanların; efendimizin dokuz yaşındaki, en yakın arkadaşının kızı ile Ashabdan bayanların aracılık etmesi sonucu eşi Hatice annemizin ölümü sebebi ile yalnız kalan efendimize hizmet etmesi amacı ile evlendirilmesini; iftiralarla, çarpıtmalarla, yalanlarla amaçlarına hizmet edecek şekilde yorumladıklarını ve İslam’a saldırdıklarını görüyoruz!

*******Ayrıca aynı insanlar efendimize rabbimizin sunduğu bir ayrıcalık sonucu; kavimlerin arasındaki düşmanlıklara ve savaşlara bir son verilmesi amacı ile çok evlilik yapmasına müsaade edilmesini de aynı duygular ve niyetle eleştirerek, iştahlarını kabartarak, bayram ederek, ağızlarından sular akıtarak değerlendirmeye çalıştıkları görülüyor!

*******Ebu Cehil efendimizin karşısına geçip “Ya Muhammed! Dünyada senden daha çirkin birini görmedim” diyor! Efendimiz “doğru söyledin” diye cevap veriyor! Az sonra ise Ebubekir efendimiz geliyor ve “Ya Muhammed dünyada senden daha güzel birini görmedim” diyor! Efendimiz Ona da “Doğru söyledin” buyuruyor! Bu durumu açıklamasını isteyen ashabına “onlar aynada kendilerini gördüler” diyerek çağlar ötesine hitap edip kendisine atılan iftiralara, hakkında uydurulan yalanlara ve çarpıtmalara cevap veriyor!

*******Allah gibi en büyük hakikati, gerçeği inkâr eden insanların bu anlamda kendilerine sunulan İslam âlimlerinin yorumlarını ve ilmi pek çok açıklamayı da inkâr edecekleri apaçık ortadadır!

*******Oysa kâinat sanatçısını anlatan büyük bir sanat eseri; mühür ve imzadır! Bunu görmemeye niyet ederek bakanlar tabiî ki pek çok gerçekten habersiz olarak kendilerini bekleyen zelil edici azap ile dolu sonsuz karanlıklara doğru ilerliyorlar!

*******Güzel bakan güzel görür! Gönül işidir bu; inanmak yada inanmamak, işte bütün mesele bu!
 

Enes Muhammed

3/10/2009 | Kategori: islam | Yorum (yok) Yorum yaz! |

<Önceki Yazilar |